Tualim.net  

Go Back   Tualim.net > Kültür&Sanat&Edebiyat > Şiir > Türk Şairlerin Şiirleri

Türk Şairlerin Şiirleri Türk şairlerin şiirleri.Türk şairlerden güzel şiirler.Türk şaiirlerden şeçme şiirler...

Şehit Namzeti Şiirleri

Türk Şairlerin Şiirleri kategorisinde açılmış olan Şehit Namzeti Şiirleri konusu , ...



Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Şehit Namzeti Şiirleri
Konudaki Cevap Sayısı
1
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
877

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 26.08.10, 18:31   #1
Kullanıcı Profili
S.Moderators
 
Renklerin Dansı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Tualim.NetRenklerin Dansı
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: May 2009
Üye No: 27
Mesajlar: 3.656
Konular: 2075
Standart Şehit Namzeti Şiirleri

Cennetten Geliyorum

Geç olmuş yatıyordum
Fakat uyku tutmadı ve kalkıp,
Yakıverdim şamdanı.
Gecenin zülüfleri, seccademin püskülleri
Yatıverdim pusuya
Vakit gelmiş tavına, tecelliyat avına.
Kur'an dinliyorum Davut (a.s.)'dan
Canım da nasıl istiyordu zaten.
Zerrelerimin ihtiyacı, kulaklarımı deliyor
İşte sesler geliyor
Hani bir de ağlamasam!..
Ne kaldı o bayrama dedim de durdum
Kur'an sesi gel diyordu peşimden
Ben de gittim.
Seyyah olup o alemi gezerim
Ve.. peş peşe neler sezerim.
Uykum gitti yücelerin katına
Ne güzelmiş hayal avına.
Sanki canım kuş idi
Seyahatin başlangıcı biraz yokuş idi
Öyle bir yol; yeşillikler, rayihalar peş peşe
Mızrak boyu yakıncaydı, selam verdim güneşe.
Çayır çimen kilim sermiş, geliyorken piyade
Ilık rüzgar, bülbül sesi; Kur'an daha ziyade.
Duygularım şahlanıyor, kalben inlemek gibi
Olmaya devlet cihanda, Kur'an dinlemek gibi.
Şimdi ise nideyim?
Düşündüm ki cennetlere gideyim.
Gittim de gittim.
Yaklaşınca nihayet
Kulağımda şu ayet
"Hüve mevlakum"
"Esselamü aleyküm" bekçilerle karşılaştık
"Ebedi kalıcılar olarak girin cennete" dediler.
Tevhid çekip ilerledim, bakınıp şaşkın şaşkın
Dünyanın tadı yokmuş, ne Leyla 'nın ne aşkın
Anlatması mümkün değil, tarifinden acizim
Her tarafı ışıl ışıl
Cam göbeği ve yeşil.
Şeffaf şeffaf
Aman yarabbi, ne tuhaf?
Aklımdan. Belkıs geçti
Gezdiği saraylar hiçti.
Binler kere, yüzbinlerin misli misli katmer
Her biri ayrı renkte yıldız var.
Bu ne güzel bir koku,
Her şey var, yoktur yoku.
Geziniyor yetmiş kokulu güller
Sinelerde zehir olmuş, görünmeyen gönüller.
Kullar mesrur,
Her taraf nur.
Her köse şehr-i ayn
Hurilerin terennümü köpüklerden mülayim
İste gelen bir dilber,
Üstünde tüller
Yaklaştı durdu
Hatırımı sordu.
Elinde kadeh var, sunuyor.
Cennette ayak izim, hem içirdi hem içti
Ne kadar gençti.
Ceylan gözlü derler ya, evet öyle
Hem iri iri, hem kuzguni, hem meftuni
Yürüdükçe inci mercan döküyor, iliği gözüküyor
Endam ediyor, boyun büküyor, yürek söküyor.
Sanki düşmüş gökkuşağı kirpiğine takılmış
Yanağında gamzeleri, şule şule yakılmış.
Hele ki tebessümü
Unutturur ölümü.
Gönül ya bu, sevdalandı,
Aklim dolandı.
Arzum sevgim koşuştu
Müşterekte buluştu.
Arzu evse sevgi ona tavandır
Sevgi yoksa arzu zaten yavandır
Dedim ona: Düşte dahi senin gibisi yok idi
Dedi bana: Dünyada iken ibadetim çok idi
Dedim ona: Sizde vuslat var mıdır?
Dedi bana: Bos durması kar mıdir
Dedim ona: Tutalım mi el ele
Dedi bana: Cenneti bir gez hele.
Dedi ve gitti,
ordan seyirtti.
Yürüyorum ileri
Görecektim neleri.
Ayağım çıplak
Kadife toprak
İste tuba dalları
İste irem bağları.
İste güller bülbüller
Lal kesiyor diller.
Ağaçlar meyve yüklü; taru taze her yemiş
Katiyyen beklememiş.
Tanışıklık veriyordu dünyadan fakat çok farklı,
Tatlı mi tatlı
Mehoş mu mehoş
Anlatamam bos.
Güneş vardı, gölge vardı, birbirinden hoş
Ağaçların sesi,kuşların sesi
Ve yolun cazibesi, yürütüyordu beni.
Ayak izleri çoktu
Ne güzel, toz da yoktu.
Sel sebilden su içtim
Sonra bir yere geçtim.
Üç beş arşın aralıkla nehirler
Kenarında sedirler.
Şarap akar, su akar, süt akar
Biri bal, istediğin kadar al.
Ne bıktırır, ne yakar, hep akar
Etrafında mü'minler
Hud hudları dinler
Uzanınca eller
Çekirdeksiz meyveler iner
Bir meltem üfül üfül
Rengarenk gül
Süslü püslü koltuklar var, etrafı altın
Bir güzel ki yaşayışı, cennetteki halkın.
Kimi şarki okuyor, kimi gergef dokuyor
Kimi çelenk takıyor, kimi kına yakıyor.
Biri dalmış bakıyor, o da ben.
Soğuk da yok, sıcak da
Uçar gibi ayakta yürüyordum
Ve köşkler görüyordum çevrede
Hem de ne kadar muazzam
Azam mi azam.
Dedim simdi nideyim
Tefe'ül den birisine gideyim
Bahçesinde yavaşça ilerledim
Haşmetinden terledim
Yaklaşınca merak ettim
Acep kimedir nasip?
Kapısında yazıyordu "Ya Cüleybib"
Altın kapı acılınca geriye
Destur geldi, giriniz içeriye.
Merdivenler yumuşak tüylü hali
Kim bilir ne pahalı
Duvarların yüzeyleri pür ışık
Gözlerim kamaşık, ayaklarım dolaşık
Yeşil ışık, kırmızı ışık Lamiane birbirine karışık
Pencereleri gümüş, camları sırça
Bir ayet yazılı, her nereye bakınca
Yükselmiş döşekler var çevresi
İncilerle müzeyyendi perdesi.
Süslü süslü koltuklar
İhtişamlı tahtı var
Hem gittim Cüleybib'in yanına
Huriler girecekti ta canına.
Gözlerini yalnız o'na hapsetmiş
Sayıları iki, fazlası yetmiş
Bir elinde kitap Hurilere hitap.
Hikmet söz ediyordu
ALLAH diyordu.
O yüzünün ziyasını, güneş görse kıskanır
Kamer görse, kendini üvey evlat sanır.
Bir elinde yetmiş kokulu güldü.
Bana güldü.
Dedim o'na: "Ya Cüleybib cennet ne kadar güzel"
Dedi bana: "İhlas var ya, cennetten daha güzel"
Dedim o'na: "Ya Cüleybib bu köşk ne kadar güzel"
Dedi bana: "Sohbet var ya, köşkten daha güzel"
Dedim o'na: "Ya Cüleybib sen ne kadar güzel"
Dedi bana: "Hamza var ya benden daha güzel"
Dedim o'na: "Hamza hangi köşkte yaşıyor?"
Dedi bana: "Burada değil, Afkan'da savaşıyor"
- Ne zaman gelir?
- Allah (c.c.) bilir
- Canim isterdi ki görsün
- Meydanda görüşürsün.
Dedim o'na: "Ammar nerede, çok isterdim göreyim"
Dedi ki söyleyeyim:
- Annesiyle babasıyla nasıl karşılaştılar
Geldiği gün sarıldılar, hala ayrılmadılar
Ne yüzünü gören oldu, ne duyuldu sesi
Cennetlerden tatlıymış ebeveynin sinesi.
- Öyle ise söyler misin Ibn-I Erkam nerede?
- Sohbet varmış "gidiyorum" demişti sakirdlere
- Nerede bulunur?
- Her sohbette bulunur, çayın sekeri olur.
- Ne zaman gelir?
- Allah bilir.
- Ya Ebu Zer?
- Haa, o mu? O hala yalnız gezer
- Görmem nasıl olacak?
- Meydanda bulunacak.
- Peki "Ustad" nerede, hani o piri fani?
- Gördüğünde şaşıracaksın yine öyledir hali.
- Yaa.niye?
- Rabbim o'nu öyle seviyor diye.
Dedim "Görmek istiyorum nerde Ebu Hureyre?"
- O da gitti bir yerlere.
- Oralarda isi ne?
- Kedilerden biri kayıp, gitti onun pesine.
- Acep simdi ne yanda?
- Görürsün meydanda.
- Meydan dediğin nedir?
- Su yoldan ötedir.
Bir meydan ki yemyeşil
Nasıl anlatası dil?
Ortasında Ruhullah'tan bir ağaç
Çevresinde yaprakları nur sirac; hafif de yamaç
Bir ağaç ki nağmelerin ahengi
En güzel şarkı ne ki?
Bam teline geliyor, sine deliyor.
Etrafını dolanmaya ne zaman ki başlanır
Devenin yavrusu olsa, bitiremez yaşlanır.
Etrafında sahabeler
Musiki dinler
Mest olur baslar
Gezinir kuşlar, sende yavaşlar.
Huriler dolanır elinde bade
Aklından geçene, geçmiyor vade.
Sen simdi yürürsün
Gidince görürsün.
- Kimler vardı?
Lütfen söyler misin ya Cüleybib
- Herkes orda, hatta Rabbim demiştir O'na "Habib"
- Ne diyorsun?
- Daha mi duruyorsun
- Selamün aleyküm
- Aleyküm selam.Görüşürüz orada.
Huşu ile seyrederek her yeri
Bir parlak ki kenarları
Çiçeklerle müzeyyen
Geçene selam diyen.
Ayağım çıplak
Kadife toprak.
İnciden çakıl taşları
Ne tümsek var, ne yokuşları.
Ağaçlardan birisiydi, eğildi
Elime bir nari geldi.
Yedim, ilerledim.
Hafif güneşti
Bir meltem esti.
Sarigim düştü
Kuşlar gülüştü.
Kokuyordu buram buram zencefil
Ne muazzam bir sebil
Yürüdükçe gelincikler, laleler
Bana yüzünü döner, aynasıyla nilüfer.
Sağ cenahtan bir güvercin "gu" dedi
Yaklaşınca "su" dedi
Verdim içti "Hu" dedi
"İsteseydim su gelirdi, istedigim bu" dedi
O sırada bir zat gördüm nurani
Sanki tanıdım hani
Yolun sağında, ağacın yanında
Fakat üzgün
Ve süzgün.
Ağaç’a yaşlanmış
Kirpikleri ıslanmış.
Dedim "nedir kaygın", fakat o durgun
Anladım ki o nurani gönülden vurgun.
Ben sustum, o sustu
Sonra kendi konuştu
Dedi: "Ne yana?"
- Gidiyorum meydana
- İlk defa mi?
- Evet
- Ne mutlu sana
- Sen de gel
Yine sustu, sonra konuştu
- Bu kaçıncı buraya dek gelişim
Fakat gidemeyişim
Sayısını unuttum
Heyecanımı hep yuttum
Cesaretim olmadı, geldiğim yolu tuttum.
İçimden çok şeyler duyarım
Çok heyecanlanırım
Fakat içimdeki bu heyecanları
Dile getirmeye muktedir değilim
Ben o nameden müteheyyicim
Yoktur ihtimali terennümün
Ağlarım anlatamam
Söylerim dinletemem
Dili bağlı kalbimin
Bundan çok bizarım
Şehidim yok, gömleğine hediyelik sarayım
Hizmetim yok, hangi yüzle huzura varayım
Ben bir bahtı karayım
Sine hahem şerha şerha ezfirak
Tabe güyem şerh-i ferdi iştirak
Parça parça olmus sine isterim
İsterim ki esas derdimi anlasın
Esas derdi dertli olan anlar
Şerha şerha sine isterim, isterim ki anlasın
Ah Rabbim, ah Rabbim!
Küfür bir tekme vurdu
Senin, üzerinde adin dalgalanan o bayrağı
Taa, üç asır önce yıktı.
Ah Rabbim!
Uç asırdan beri kösede bucakta
Her yol kıvrımında sana küfürler savruldu.
Seni temsil eden maarif çoktan
Hak ile yeksan oldu, yerle bir edildi.
Ah Rabbim!
Biz sana zahiren sahip çıkıyor olduk
Ama sövüldüğün yerde ürpermedik
Hakaret edildiğin yerde kükremedik
Verdiğimiz şeyleri, cimrilik gibi sadece
Zekat ölçüsünde verdik; şahlanamadık
Küheylanlar gibi şahlanamadık
Rabbim. dedi ağladı
Sözü böyle bağladı
Çömeldi yere yine ağladı
Çok bekledim bitmedi
Eliyle "sen git" dedi
Söz dinlemem gerekti.
Başladım yürümeye, muradımı görmeye.
Kadife toprak
Ayağım çıplak
Bu yol ne kadar uzak
Bir kamçı kadar yeri dünyaya bedel
Sümbül açmış iki cenah
Hu çekiyor goncalar
Ritm tutmuş sallanıyor
Beş yapraklı yoncalar
Uhuvveti var, güneşle meltemin
Huzur veriyor, sürur veriyor.
Misk-i amber kokuyor her yan
Acaba çok mu uzaktı meydan?
İlerlerken ileri, neler gezdim neleri!
Bütün sahabeleri görecektim,
Huzeyfe'yi, Bilal'i
Asim bin Hilal'i, Hanzala'yi, Talha'yi
Ebu Derda'yi, Sad bin Ebi Vakkas'i
Ibn'i Abbas'i, Muaz bin Cebel'i
Abdurrahman bin Avf'i görecektim
Ve Kaab'i, Musab'i
Selman'i Farisi'yi ve cümlesini (r.a.)
Terennümle anmak bile yetmiyor adlarını
Çok merak ediyorum Cafer'in kanatlarını.
Bir tahayyül geçiyor ki gözlerimin önünden
Göz kapalı seyretmesi gönülden.
Ayni birlik, ayni dirlik
Mübarek "besi birlik"
Ebu Bekir, Ömer, Osman, Alim
Aman Allah’ım, aman
Aralarındaki de kim?
O'na demiş Rabbim "Habibim"
Ne güzelmiş nasibim ki O'nu göreceğim
Ve söyle diyeceğim:
"Elfi elfi salatin ve elfi elfi
Selamün aleyke ya Rasulallah
Anam babam sana feda olsun
Sen!..
Gördüğüm su cennetten
Basa konan devletten
Yığın yığın servetten
Kesrat ile hürmetten
İzzetten ve lezzetten
Ve en güzel suretten
Daha da güzelsin
Ya Rasulallah!
Canim sana feda olsun.
Sen!..
Sine püryan şefkatten
İnsan üstü kuvvetten
Müjdeli son nefesten
Borcumu demekten
Arşı tutan melekten, yanındaki semekten
Yemekten içmekten
Daha güzelsin Ya Rasulallah!
Ciğer parelerim sana feda olsun
Sen!..
Kardeşimiz Yusuf'tan
Kucak dolusu yakuttan
Magripten masripten
İçi dolu beşikten
Ağladığım geceden
Daha daha niceden
Daha da güzelsin Ya Rasulallah!
Gelecek zürriyetim sana feda olsun"
Diyeceğim. Evet öyle diyeceğim
Ne kaldı ki, iste şurada göreceğim
O sırada önüm gözüm biraz aklaştı
Anladım ki yaklaştım.
Biraz sona gelecekti o meydan
Ne müthiş bir heyecan.
Zemin henüz gözükmemişti
Üzerinde sema tasviri gayr-i kabil
Fakat bu cahil yine bir kaç söz ediversin.
Atmosfer tamamen nur, büyük mü büyük
Onlarda solunum nur mu olsa gerek?!
Akil ermeyecek!
Ne talihli bir kulum
Var miyim, yok muyum?
Düşünüyorum Melekler semada sema ediyor
Halka halka dönüyor
Ne güzel halkalar!
Yan yana, dizi dizi ve saf saf.
Sevgileri tavaf.pırıl pırıl parlıyor
Sema yıldızı gibi.
Demek ki simdi onlar görüyorlardı HABIBI
Üzerlerinde bir taç var
Meleklerin üstünde ve semanın üstünde
Nur üstüne nur, direksiz bir sur sanki
Geçtiğim yerleri unuttum.
Fakat unutmadığım bir şey var
Nedir bu içimdeki nükte?
Sevincim büyüklükte.
Neden bastan beri hep bu yari sevinç?
Aklımdan çıkmadı ki hiç
Niçin üzülüyorum?
Sorumun cevabini biliyordum.
Her sözünü hatırladım heyhat!
Ne demişti o nurani zat
"Parça parça sine isterim
İsterim ki esas derdimi anlasın.
Ah Rabbim, ayaklanamadık
Küheylanlar gibi şahlanamadık
Hizmetim yok ki
Hangi yüzle huzura varayım?!
" Demişti.Evet öyle demişti
Peki ya ben! Ben ne yapmıştım ki
Ve simdi ne yapıyorum?
Birden durdum, vuruldum sanki
Ne kadar akılsızmışım
Parmaklarım ağzımda
Çoktandır böyle ağlamamıştım
Ne yapayım simdi?
Karşımda cennetin en güzel yeri
Nasıl döneyim geri?
Nasıl döneyim?!..
Bırakıp Peygamberi, Sahabeleri
Ama yol bu, erkan bu.
Eli bos gidilmez ki Yakıştıramam kendime
O kadar da yüzsüz değilim hani!..
Ah. beni gidi beni!.
Ah. beni gidi beni!..
Ne yapsınlar seni
Boyunduruk yerde
Düşmanlar içerde
Kimse düşmesin böyle derde...
(Amin)

Şehit Namzeti
Renklerin Dansı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09.10.11, 02:34   #2
Kullanıcı Profili
Moderator
Avatar Yok
Tualim.NetŞiir Renk
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Sep 2009
Üye No: 218
Mesajlar: 989
Konular: 86
Arrow Şehit Namzeti Şiirleri - Sıfır Tam Yüzde Beş (Arifler Gecesi)

Şehit Namzeti Şiirleri

Sıfır Tam Yüzde Beş (Arifler Gecesi)

- Alo... Mecit sen misin?
- Evet Can.
- Haydi buluşuyoruz.
- Nerde?
- Aynı yerde.
- Tamam

Buluştular.
Yavaşça konuştular.
- Cakko çağırmış bizi...
Beraber ikimizi.
Arkadaşlar ordadır.
Geç mi kaldık acaba?
Ama zannetmem, işte;
Şu binaya girişte.
Cakko da başlamıştır.
Anlatması çok güzel
Örgüte çok faydalı.
Sen etrafı kes Mecit.
- Tamam tamam önden git.

İki-üç saat sonra,
İyice karanlıktı;
İkisi birden çıktı.

- Sigara ver yakalım.
- Çabuk ol da işimize bakalım.
- Bugün bana iki paket yetmedi.
- Sen etrafı dikizle de hiç hoşuma gitmedi.
Poşet iyi ki siyah.
Bekçi mi o eyvah!
Bırak poşeti yere!
- Korkma, korkma bekçi değil, adam olmuş teyyare.
- Bana korkak Mecit.
Ben tedbiri severim.
Hem düşün ki bak kaç sene, yakalanmadık gene.
Bize güveniyorlar.
İş bitirir diyorlar.
Öyle değil mi yoldaş?
- Doğru dedin arkadaş.

Bir vazife uğruna...
Yanyana, yürüdüler.
Mecit dedi: - Şu duvara, yazalım.
Şu duvar da müsait
Biri poşetten çıkardı boya ile fırçayı
Biri dedi: - Erkete dur, saatlerce gezdiler;
Yazdılar, çizdiler, saatlerce gezdiler;
Cami duvarına dahi, kelimeler dizdiler.

Bir başka gün yine düştü bir jeton;
Aynı ses ve aynı ton.
- Alo... Mecit sen misin?
- Evet Can.
- Haydi buluşuyoruz.
- Nerde?
- Aynı yerde.
- Tamam

Akşamdı buluştular.
- Selam
- Selam.

Toplantı erken bitti.
Dışarıya çıktılar.
İlk konuşan Mecit’ti:
- Gericiler, camiden boşaliyor.
- Ne kadar kalabalik!
- Bu geceyi bilmiyorsun galiba?
- "Arifler Gecesi" mi?
- "Arefe" diyorlar.
- Enterese etmiyor.
...
- Ben var ya Can;
Bazen düşünüyorum da...
Acaba şu durumda...
Onlar mi gerici, yoksa biz miyiz? Bir soru şuurumda.
- Bak yoldaşim bunu kaç kez söyledim...
Hem bilgimi aşiyor;
Hem aklim karişiyor.

Artik boşver, işimize bakalim.
Ver sigara yakalim.
Başladilar afişe.
Duvarlara peşpeşe.
Çok bildiri astilar;
Çok da geç kalmiştilar,
Ayrildilar.

Anahtari çevirdi.
Mecit evine girdi
Ailesi yatmişti.
Sessiz ve karanlikti.
Küçük şamdani yakti.
Peşinden de sigara;
Koltuguna oturdu.
Biraz düşüne durdu.
"Yaratici var mi? Yok mu?" kendi kendine sordu.
Ve nasil bulunurdu?
Yine sordu... Yine sordu... Düşünüyordu.
...
Yan odada uyuyordu annesiyle babasi.
Kulagina gelen bu ses, babanin horlamasi.

Işte dedi. "Benim bunlardan türeyişim nasildir?"
Bunlar sebep, benim için Yaratici asildir.

Sevgi denen cazibeyle, tutuşmuşlar elele
Bedenlere sevgi ve zevk, yerleştiren kim hele?

Hem de bak ki cinsiyetler, bir erkek bir dişidir.
Birbirine uygunlugu, bir bilenin işidir.

Bu aletler nasil bulmuş annemi ve pederi?
Elbette ki bir sanat ve bir düşünce eseri.

Bir damla su ve içinde bir hücresi ben idim.
Milyonlarca hücreden ben, rahime giden idim.

Ve kirkalti kromozom bir hücrede birleşti.
Bir aralik benim boyum, sifir tam yüzde beşti. *

Ve bir zaman ihtimamla korunmada kalmişim.
Bir çignem et, sonra kemik, sonra beden almişim.

Ruh diyorlar... Evet öyle... Başucuma dikilmiş.
Öyle candan arkadaş ki, sonsuza dek vekilmiş.

Dört aylikken kim demiş de parmagimi emmişim?
Daha anne karnindayken, emmeyi ögrenmişim.

Elim, agzim, hiç bir uzvum, beni beslemez şimdi.
Göbegimden bir hortumla beni besleyen kimdi?

O alemde yaşamakla, orda kalmayacaktim.
Bu dünyadan söz etseler, kâle almayacaktim.

Takilmiş çok organimi, lüzum eder sanmazdim.
"Gidecegin yerde lazim." Deseler, inanmazdim.

Ahirette lazim denen aynen ibâdet gibi;
Şimdi gördüm âzâlarim biri bin devlet gibi.

Nasil oldu anlamadim, birden işler degişti
Iktidarim olmaksizin bu âleme gelişti.

Bu âleme geliş var ya, akil ederse meyil...
Demek yine bir âleme gelmemiz işten degil.

Göbegimde baglanmişti, nasil beslenecektim?
Hazir terkip gida var mi? Kime seslenecektim

Vâlidemde süt mü vardı? Demek Biri düşünmüş!
Bütün bunlar başlangıçta mutlak bir görüşünmüş.

Emmem için uçları var, hem de delik delinmiş.
Bu işlerin ustalıgı bir muazzam el’inmiş.

Bir şey dikkatimi çekti, tam bitmişken işlerim...
Âzâlarim tastamamdı, yalniz yoktu dişlerim!

Memesini isirirdim, çünkü çenem kuvvetli.
Demek Biri annem için benden çok merhametli.

Hatta yedi yaşimdayken, agzim hep çürük dişti...
Kiymetini bilmezdim, onlari kim degişti?

Tüm bunlari okullarda, bize bir bir dediler...
Imzalari kime ait, niçin söylemediler?

Kim bunlari örtüyorsa, insanliga kalleştir.
Hiç aklimdan çikmayan şu, sifir tam yüzde beştir!

Şu ellerim... Hodri meydan, kim zerre hata bulur?
Daha güzel el düşünsek, akilsizlik bulunur.

Parmaklarin mafsallari, nasil yerli yerince.
Mafsal kendi olamaz ki, düşünürsem derince.

Lâzim diye uçlarina, tirnagi kim takiyor?
Bir Allah’ı işaretle, her an bana bakıyor!

Damda gezen olmadıkça, kar yağsa da iz olmaz.
Bunca kudret, bunca kalem... "Bir harf kâtipsiz olmaz." **

Seven dahi sevdiğine, eliyle dokunuyor.
Beş parmakta, Allah ismi, çok rahat okunuyor. ***

Kıvrılması olmasaydı, dirseklerin, dizlerin;
Hiç mümkün mü görmemesi, kör de olsa gözlerin?

İskelet ki ayrı ayrı kemiklerden değil mi?
Yüzden artık kilo taşır, bu kudret kimin ilmi?

Aynı hücre, aynı tarla, üç ekin var uzanır...
Aynı başta kaş ve kirpik, ne uzar ne budanır.

Biri bize murâd etmiş, şu sakal-bıyık var da...
Onlar insan, biz de insan; fakat yoktur kızlarda.

Mâdem ki var hoş kokular, hoş sedâ, hoş lezzetler;
Demek bana Biri takmış, algılayan aletler.

Kokuları tefrik eden burnu bana kim takmış?
Kokmuş şeyi farketmeye, ağzım geç kalacakmış.

İnsan ilmî îzahlara ülfet etmiş uyuyor;
Kulak et, zar, kıkırdak da, kim demiş de duyuyor?

Demek Allah her varlığa, ilim ve kanun yazmış.
Eğer böyle olmasaydı, zaten ilim olmazmış.

Dil ne küçük... Hem ne büyük labaratuvar böyle?
Binbir çeşit lezzetleri, nasıl biliyor öyle!

Şu gördüğüm her şey göz’e, göz kendine hüccettir.
Göz dediğin su’dur, et’tir, görmesi kerâmettir.

Hiç bir uzvun eksiği yok, en mükemmel yeri var.
Mâdem hata yok, demek ki hata yapmaz Biri var!

Şu uykuyu kimden aldık? Sanki ölüm ötesi.
Her gün ölüp diriliriz, inanmamak da nesi?

Şu sindirim sisteminin, hangi haline şaşma?
Lîsanıyla bana der ki: Ağzına at, karışma.

İçimdeki organların mâhiyeti, et ve su...
Bir sanatkâr kurmasaydı, nasıl çalışır ya Hu?

Kimin işi her hücreye kan taşıyan borular?
Bir Kâdir’e vermeyince, boşta kalir sorular.

Diken, sinir sistemiyle aci verir gezilmez.
Sinirleri kopmuş uzuv, alev alsa sezilmez.

Şu hafiza, şu beyin, kim vermiş de almiştik?
Dört yaşimda, yaşitimla kirk yumurta çalmiştik.

Ve şu gönül... Hayret di mi? Yüzler duygu doluşmuş.
Şu et, şu kan, şu kemikte, gönül nasil oluşmuş???

Demek Allah sistem kurmuş, ete, kemige bak ki.
Bu Sanatkâr, O degilse kim sahip çikacak ki?

Maddecide iz’an olsa, işi maddeye yikmaz.
Maddeden ruh, maddeden us, maddeden gönül çikmaz!

Akli, ruhu, gönlü takan, gaz mi? Toz mu? Duman mi?
Şol gerici inanan mi? Bunlara kalp yuman mi?

Şu varligi kim yaratti? Dersek; "tabiat" der de...
Her varligi tek tek sorsak, yapan tabiat nerde?

Varsayimlar, teoriler... Ne gördüm, ne tanirim.
Varligini farkettigim, Allah’a inanırım.

Bir zi-şuur, ne hücredir, ne de hâdiselerdir.
Allah vardır! Allah birdir! Bu hayat bir kaderdir!
...
Vakit hayli geçmişti.
Çok sigara içmişti.
Bir an sessizce durdu.
Alnını oğuşturdu
Kendi kendine sordu;
Okuldan bir arkadaş,
Sokulup yavaş yavaş,
Bir şey demişti bana.
Yüce Kur’an’dan yana.
Hep dinden söz ederdi.
Elim O’nu iterdi.
O demişti bir âyet.
Şöyle idi nihâyet:

... "Sen Rahman’ın yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın.
Gözünü çevir de bak... Bir aksaklık görebilir misin?
Sonra gözünü tekrar tekrar çevir.
Fakat göz;
Umduğunu bulamayıp;
Zelîl ve hakir olarak dönecektir."

Aman ya Rabbi!
Ne müthiş söz bu böyle!?
Fakat gerçekten öyle.
Bir meydan okumak ki:
Bilimlere, kâşiflere
İyilere, kötülere
Diplomalı kâfirlere
Bizi ifsâd edenlere
Hemi çağdaş cahillere
Kıyâmete dek tâ ki.

Bütün bunlar gösterir ki ahiret de hazırdır.
İlk varoluş, ikinciye, perdesi açık sırdır.

Hiç mümkün mü hiçe insin şu kâinat, hem de biz?
"Biz neciyiz? Nerden geldik? Nereye gidiciyiz?" **

Hiç mümkün mü nevbaharlar, bir gün olup solmasın?
Hiç mümkün mü soldu diye, tekrar bahar olmasın?

Yüzde bir de ölüm varsa, insan bahse katılmaz.
Ahiret bu... Mahvolmaya yazı-tura atılmaz!

İnanmışa, cennet de var, cehennem de, af da var
Îmansıza, ebediyyen cehennemlik yafta var!
...
Evet bunlar gerçekti
Birden içini çekti
Sigara içecekti. Vazgeçti
Biraz da terlemişti
Bu ses de ne uzaktan?
Mevce mevce geliyor.
Allah’u Ekber, Allah’u Ekber.
Lâilâhe illallah.
Demek olmuştu sabah!
Mecit’in hali neydi?
Başini öne egdi.
O ne o? Aglamak mi?
Yoksa mutlu sabah mi?
Hayret!
Mecit yerinden kalkti,
Ve abdest alacakti.
Aldi evinden çikti.
Hem bayramdi, sabahti.
Yürüyordu.
Câmiyi görüyordu.
Ve neler söylüyordu:

Rabbim! Işte geliyorum, mahcûbum ve kederli.
Cenneti mi? Düşünmedim; sevgin bana yeterli.

Her ne kadar geç kaldiysam elimden tut ne olur.
Merhameti Sen yarattin, en çok Sen’den umulur.

Altı saat evvel astım, duvarlara afişi
Şimdi murâd ediyorum, Sana secde edişi.

Şu kalp gözüm seni gördü, başkasıyla bakışmaz
Günâhımın hepsini sil, Sana az şey yakışmaz.

Senin yolun her ne olsa ölmek bile sezâdır.
Kişilerin çizdiği yol, yarın bana ezâdır.

Hayatımda olmayışın, o gün bana ateştir.
O gün Sen’den başka herkes, sifir tam yüzde beştir!

Ifsatçilar yere batsin, dini yanliş tanitmiş
Adiniysa gizlemişler, her şey Sana kanitmiş.

Canlilari inceledik, her santim ve her milim.
Imzani da farketmiştim, fakat ben de câhilim.

Ne Güneş’i, ne Kamer’i adına vermediler
- Oraya kim koymuş? Dedim; doğa moğa dediler.

Adından ziyâde adlar bellettirdi hocalar
Sen’den ziyâde sevildi, adı batasıcalar.

Yazdıkları; Sen’den uzak mutluluk reçetesi...
Dine karşi şu çagdaşlik, özgürlük demek nesi?

Kelimeler kazma olmuş, kafalari eşmişler...
Bir ahiret bir de Sen’i, nelere değişmişler!

İçimdeki boşluğu, asla benimsemedim
Sen’i bulmak istemezken, sevmeden edemedim.

Ne yapayım? Anladım ki, kırık dökük her yerim,
Hazır gözüm yaşarmışken, affediver ey Kerim.

Meğer sensiz sahte imiş, her mutluluk be ilim
Reçetende öyle demiş, Peygamberim, Sevgilim.

Şu halimden haber versen, ya Rab Peygamberime
Benim yüzüm tutmuyor da, selâm söyle yerime.

Yollarına ekeceğim iman kokulu güller...
Ölmemişse hayat bulsun, ifsât olmuş gönüller.

Ya Rab benim işim bitti, dinden uzak cepheyle
Onlar seni bilmiyorlar, onları da affeyle...


* 1mm/20 = 0,05
** B.Z.
*** Kur’an harfleriyle

Şehit Namzeti
__________________
Şiir Renk
Şiir Renk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
namzeti, Şehit, şehit namzeti, şehit namzeti şiir, şehit namzeti şiirleri, Şiirleri

Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Şehit Namzeti Şiirleri Renklerin Dansı Türk Şairlerin Şiirleri 0 26.08.10 18:31
Şehit Namzeti Şiirleri Renklerin Dansı Türk Şairlerin Şiirleri 0 26.08.10 18:31


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 03:59.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0 RC 2
Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.